HÉLÈNE RICHARD
Emmanuel Macron, 20 Şubat günü sosyal medyada “Fransa bir ada değil” diyerek “Strazburg ile Ukrayna’nın arasında yaklaşık bin 500 kilometre var; yani çok da uzak sayılmaz” uyarısında bulundu. Gerçekten de Donbas’tan sonra sıra Alsas’a mı gelecek? Fransa Cumhurbaşkanı’nın abartılı endişesi, çoğu ciddi insan gibi bu senaryoyu dışlayan Savunma Bakanı Sébastien Lecornu’nün yüzünde de bir gülümseme yaratmış olabilir: “Mantıken, nükleer silaha sahip bir güç olmak, bu silahtan yoksun bir ülkeyle aynı duruma kalmamıza engel olur.” (1) Lecornu’nun selefi Hervé Morin ise 9 Mart tarihli Le Journal du Dimanche gazetesinde şu soruyu gündeme getirdi: “Fransa’ya yönelik nihai tehdidin Rusya olduğunu söyleyerek yurttaşlarımızı aşırı derecede endişeye sevk etmek ne kadar doğru?”
Aynı soru Almanya’da da sorulabilir; ya da İspanya’da ya da İtalya’da… Peki ya daha doğuda ve Baltık Denizi çevresinde? Eski Kıta’nın kalbinde büyük bir çatışma mı çıkacak? Nadir istisnalar dışında çoğu Avrupalı şahsiyet ve lider, diğer bütün ihtimalleri gözardı ediyor. Onlara göre Rus ordusu harekete geçmeye hazır. 1 Mart günü Le Parisien’e bir demeç veren Macron, “Moskova, Ukrayna’da kalıcı bir ateşkes sağlanamazsa kesinlikle Moldova’ya saldıracak; belki de Romanya’ya da…” dedi. Halk Meydanı (Place publique – PP) Milletvekili Raphaël Glucksmann ise “Rus birlikleri Estonya ve Letonya sınırlarını geçecek” diyor. (Le Monde, 22 Şubat) Bu aslında, iki gün önce L’Express’te yer alan domino teorisinin yeniden ısıtılmış bir versiyonu: “Vladimir Putin (…) Ukrayna’yı dize getirmeden rahat etmeyecek; ardından dikkatini Gürcistan’a, Moldova’ya, hatta Baltık ülkelerine veya Polonya’ya çevirecek…”
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?