PHILIP S. GOLUB
Paris Amerikan Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü. “Une autre histoire de la puissance américaine” (Seuil, Paris, 2011) kitabının yazarı.
ÇEVİRİ: BEYZA TOPÇU
Amerikalı siyaset bilimci ve siyasetçi Joseph Nye tarafından 1990’da ortaya atıldığından beri “soft power – yumuşak güç” kavramı, gözümüzün önünde sona ermek üzere olan ABD merkezli liberal küreselleşmeyle ilişkilendirilen etki diplomasisini tanımlamak için kullanılıyor. Siyasetçiler, uzmanlar ve medya hem Çin hem de Avrupa’da benimsenen bu kavrama söylemlerinde sıkça yer veriyor. Yumuşak güç, geniş çaplı yeniden silahlanmanın baş gösterdiği, uluslararası hukukun aşındığı ve agresif etnik milliyetçiliğin yükseldiği bu dönemde dünya gerçekleri üstünde etkili değil; belki de hiçbir zaman olmamıştı. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı (USAID) eleştiren Donald Trump, aslında “özgür dünyanın” olumlu imajını tüm dünyaya yayarak önce komünizmle, son dönemde ise “liberal olmayan” rejimlerle mücadele etmek amacıyla kurulmuş bir kurumu hedef alıyor. Kalpleri ve fikirleri kazanma arzusu artık yerini Çin ve Rusya gibi büyük güçlerle iktidar ilişkisi kurmaya, Panama, Kolombiya, Filistin gibi “zayıf olanlara” ise acımasızca hükmetmeye bıraktı. Atinalı tarihçi ve komutan Thukididis’in meşhur ettiği, “Güçlüler yapabildiğini yapar, zayıflarsa çekmesi gereken eziyeti çeker” formülü, Trump diplomasisine cuk diye oturuyor.
“Yumuşak güç” kavramının eleştirilmesi önemlidir çünkü teorik açıdan zayıf olmasının yanı sıra jeopolitik güç savaşlarını ortaya çıkarmaktan çok maskeleyen bir rol oynamaktadır. (1) Kavramın kökeni, Soğuk Savaş sonunda Amerika’nın uluslararası ilişkilerdeki rolü ve yerinin sorgulanmasına dayanıyor: O dönem küreselleşme akımı, geleneksel güç politikalarını zayıflatıyor gibi görünüyordu. Joseph Nye, 1990’lı yıllardaki eserlerinde, (2) ABD’nin gerilediğine dair son 10 yılda yaygınlaşan hipotezi çürütmek ve “21’inci yüzyılın sonlarına doğru ABD’nin en büyük ve en güçlü devlet olarak konumunu sağlamlaştırmak” amacıyla kamuoyu tartışmalarını belli bir yönde şekillendirmek istedi. Yumuşak güç kavramı da bu çabanın ideolojik ve siyasi aracı oldu. Nye bu kavramı uluslararası ilişkilerde “gözlemlenebilir ancak soyut” bir cazibe yaratan ve “hakim devletin” çıkarına olacak politikalar etrafında birleşmeyi sağlayan, maddi olmayan kaynaklar bütünü olarak tanımlıyor. Ona göre tüm bunlar Amerikan değerlerinin küresel anlamda “baştan çıkarıcı” olmasına, “kültürün ve siyasi ideallerin çekiciliğine” ve kendi çıkarlarını meşrulaştıran düzeni tesis etme becerisine dayanıyordu. ABD, “uzun zamandır sahip olduğu yumuşak güç sayesinde” diğer toplumların ve devletlerin “rızasını” alabilecek ve bu sayede, “zorlamanın ya da güç kullanmanın” büyük maliyetinden kurtulabilecekti.
Yönetenler ile yönetilenler arasındaki karşılıklı bağımlılık
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?