JEFFREY D. SACHS
Ekonomist. Bu metin, yazar tarafından 19 Şubat 2025’te Avrupa Parlamentosu’nda verilen bir konferansın kısaltılmış ve gözden geçirilmiş halidir.
36 yıldır Orta ve Doğu Avrupa, Rusya ve Ukrayna’yı çok yakından takip ediyorum. 1989’da Polonya hükümetine, 1990 ve 1991’de Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un ekonomi ekibine, 1991’den 1993’e kadar Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in ekibine ve 1994’te Ukrayna Devlet Başkanı Leonid Kuçma’nın ekibine danışmanlık yaptım. 2014’teki Maidan olaylarının ardından yeni Ukrayna hükümeti beni Kiev’e davet etti. Rus liderlerle 30 yılı aşkın süredir temas halindeyim ve onların Amerikalı mevkidaşlarını da çok iyi tanıyorum. Dolayısıyla gerçekler hakkında tam bilgi sahibi olarak konuşuyorum.
Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) Brüksel’den Vladivostok’a kadar herhangi bir sınır olmadan adım adım genişletilmesine karar verdi. Bu, Amerikan tek kutuplu dünyasının inşası anlamına geliyordu. Oysa, Almanya Dışişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher ve ABD Dışişleri Bakanı James Baker, 1990 yılının Şubat ayı başında Gorbaçov ile anlaşmıştı: “NATO, doğuya doğru bir santim bile genişlemeyecekti”. (1) Bu, gayriresmi bir görüşmede değil hukuki ve diplomatik bağlamda verilmiş bir taahhüttü. İkinci Dünya Savaşını sona erdirmeyi ve Almanya’nın yeniden birleşmesinin önünü açmayı amaçlayan müzakerelerin temel şartlarından biriydi.
Ancak ABD Başkanı Bill Clinton, 1994 yılında Atlantik İttifakı’nı Ukrayna’yı da kapsayacak şekilde genişletmeye karar verdi. Bu bir liderin tek başına aldığı bir karar değildi; ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 12 Şubat’ta gerçekleşen telefon görüşmesine kadar, 30 yıl boyunca kesintisiz olarak sürdürülen bir Amerikan politikasıydı.
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?