GÖKAN ZEYBEK
CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’de demokrasi anlayışını kökten değiştirecek, halkın iradesini en üst seviyede temsil edecek bir adım attık. Parti olarak, kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağına yalnızca birkaç kişinin değil, doğrudan halkın ve üyelerimizin karar vermesi gerektiğine inandık. İşte tam da bu nedenle, ilk kez milyonlarca üyemizin katıldığı bir ön seçimle Cumhurbaşkanı adayımızı belirledik.
Ön seçim süreci, halkın sesinin doğrudan duyulduğu, herkesin özgür iradesiyle tercih yaptığı büyük bir demokrasi şöleni oldu. 1 milyon 750 bin üyemiz, sandık başına giderek partimizin geleceğini şekillendirdi. Büyük bir katılım oranıyla gerçekleşen bu seçimde, 1 milyon 653 bin 87 oy ile halkımızın teveccühünü kazanan Ekrem İmamoğlu, artık yalnızca CHP’nin değil, tüm Türkiye’nin adayıdır.
Halkın iradesi hiçbir güç tarafından durdurulamaz
Ancak bu sürece gölge düşürmek isteyenler, demokrasiyi baltalamak için çeşitli oyunlara başvurdu. İktidarın baskı araçları devreye sokuldu, hukuk sistemine müdahaleler yapıldı ve Ekrem İmamoğlu’nun önünü kesmek için çeşitli yollar denendi. 35 yıl önce alınmış bir diplomanın iptali tamamen siyasi bir operasyondu. Halkın iradesini gasp etmek isteyenler, yargıyı bir silah olarak kullanmaya kalkıştılar. Fakat unuttukları bir şey vardı: Halkın iradesi hiçbir güç tarafından durdurulamazdı. Bu millet, demokrasiye sahip çıkacağını bir kez daha gösterdi.
19 Mart’ta yaşananları bir sivil darbe girişimi olarak görüyoruz. Yargı aparatları eliyle yürütülen bu süreç, yalnızca Ekrem İmamoğlu’nu değil, milletin iradesini hedef almıştır. Ama biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak yılmadık. Direndik, mücadele ettik ve en sonunda halkın kararı galip geldi. Ekrem İmamoğlu’na açılan her dava, ona yönelik yapılan her hukuksuzluk, halkın vicdanında derin bir öfke yarattı ve ona olan desteği daha da artırdı.
En sonunda, 15.5 milyon vatandaşımızın oy kullandığı büyük bir demokrasi devrimini gerçekleştirdik. Dayanışma sandıklarında kullanılan oylarla, halkımız iradesine sahip çıktı. Artık Ekrem İmamoğlu yalnızca CHP’nin adayı değil, Türkiye’nin ortak umudu haline geldi. Bu süreç, bize bir kez daha gösterdi ki demokrasi için, halkın iradesi için, Türkiye’nin geleceği için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Bu tarihi süreçte yanımızda olan, demokrasiye sahip çıkan tüm yol arkadaşlarıma, Cumhuriyet Halk Partisi üyelerine ve halkımıza teşekkür ediyorum. Biz kazandık, çünkü halk kazandı. Şimdi, Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşımak için hep birlikte yola çıkıyoruz!
İktidarın sistematik baskısı seçimden hemen sonra başladı
31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri, Türkiye siyasetinde kritik bir dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelde elde ettiği büyük başarı, seçmenlerin siyasete yaklaşımında önemli bir değişimin sinyallerini verdi. Seçimlerden bir yıl sonra, bu değişimin yerel yönetimlerdeki yansımalarını ve merkezi iktidarın yerel belediyelere yönelik baskılarını değerlendirmek önem arz ediyor.
2024 seçimleri sonucunda CHP, 47 yıl sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükselirken, toplamda 414 belediye kazandı. Bunlar arasında 14 büyükşehir, 335 ilçe ve 60 belde belediyesi bulunuyor. İstanbul ve Ankara gibi önemli merkezlerde belediyelerini koruyan CHP, Bursa, Balıkesir, Manisa ve Denizli gibi önceki dönem AKP yönetiminde olan büyükşehirleri de kazandı. Bu başarı, CHP’nin aday belirleme sürecinde rasyonel veriler ışığında hareket etmesi, örgütlerin etkin katılımını sağlaması ve toplumsal beklentilere duyarlı bir kampanya sürdürmesi ile açıklanabilir. Ancak, seçim zaferi kadar önemli olan, belediyelerin bu bir yıllık süreçte neler yaptığı ve hangi engellerle karşılaştığıdır.
Seçimlerin hemen ardından merkezi iktidarın CHP’li belediyelere yönelik sistematik bir baskı politikaları devreye sokuldu. Özellikle belediye gelirleriyle ilgili kesintiler, sosyal yardım projelerine yönelik engellemeler ve belediye şirketlerinin hesaplarına bloke konulması gibi uygulamalar, belediyeleri mali olarak zora sokmaya yönelik adımlar olarak değerlendirildi.
Milyonlarca İstanbullunun iradesine yönelik bir müdahale
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in hukuksuz şekilde tutuklanarak yerine kayyum atanması, siyasi iktidarın Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik baskılarının işaret fişeği olmuştur. Türkiye’nin demokrasi mücadelesi, bugün bir kez daha büyük bir sınavdan geçmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanması, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, Türkiye’deki demokratik değerlerin ihlali anlamına gelmektedir. Bu süreç, hukukun bağımsızlığına ve halkın iradesine yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Ekrem İmamoğlu, halkın oylarıyla seçilmiş, İstanbul’u modern, şeffaf ve halk odaklı bir yönetim anlayışıyla yöneten bir belediye başkanıdır. Ancak kendisine yönelik suçlamalar ve tutuklanma süreci, hukuki dayanaktan yoksundur ve açıkça siyasidir. Daha önce de yargı eliyle cezalandırılmak istenmiş, ancak halkın iradesi ve demokratik dayanışma sayesinde görevini sürdürebilmiştir. Bugün yaşananlar, siyasi iktidarın muhalif belediyeleri sindirme çabasının bir parçasıdır.
Türkiye’de yargı bağımsızlığı, özellikle son yıllarda büyük ölçüde zedelenmiştir. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, hukukun nasıl bir siyasi araç haline getirildiğinin en açık göstergelerinden biridir. Hukukun üstünlüğü yerine, siyasi talimatlarla şekillenen kararlar, Türkiye’yi otoriter bir yönetim modeline daha da yaklaştırmaktadır.
Demokrasilerde seçimle göreve gelenlerin, ancak yine halkın iradesiyle görevden ayrılması esastır. İmamoğlu’nun tutuklanması, yalnızca bir belediye başkanının değil, ona oy veren milyonlarca İstanbullunun iradesine yönelik bir müdahaledir. Kayyum atamaları ve siyasi operasyonlar, halkın demokratik seçim hakkını gasp etmektedir.
Belediyelerin dayanıklılığı geleceği belirleyecek
Türkiye’deki demokrasi mücadelesi yalnızca ülkemizin meselesi değildir. Hukukun üstünlüğüne, ifade özgürlüğüne ve demokratik değerlere inanan herkesin bu hukuksuzluğa karşı ses çıkarması gerekmektedir. Avrupa Birliği ve uluslararası demokratik kuruluşlar, Türkiye’de yaşanan bu adaletsizlikleri görmezden gelmemeli ve gereken diplomatik adımları atmalıdır.
Ekrem İmamoğlu, yalnızca bir isimden ibaret değildir. O, demokratik değerlerin ve halkın iradesinin bir temsilcisidir. Onun maruz kaldığı bu haksızlık karşısında sessiz kalmayacağız. Hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. Türkiye, bu karanlık dönemi aşacak ve halkın iradesi eninde sonunda galip gelecektir.
CHP’li belediyeler, baskıların artmasına rağmen sosyal belediyecilik anlayışını derinleştirerek halkla daha fazla bütünleşme yolunu seçti. Kent Lokantalarının sayısı 120’ye yaklaşmışken, uygun fiyatlı ve sağlıklı gıdaya erişim artırıldı. 698 yeni kreş açılarak, çalışan annelerin desteklenmesi sağlandı. 100 binden fazla aileye sosyal yardım yapıldı. Belediyeler, halkın iktidar tarafından görmezden gelinen temel ihtiyaçlarını karşılamak için özverili çalışmalar yürütürken, merkezi yönetimin bu projeleri engellemek için yeni yollar aradığı gözlemlendi.
31 Mart seçimlerinin birinci yılında CHP’li belediyeler, hem siyasi hem ekonomik baskılara rağmen halkın beklentilerine yanıt vermeyi sürdürdü. Yerelde yakalanan başarı, bir sonraki genel seçimler için CHP’yi daha özgüvenli hale getirdi. Bu başarının anahtarı, sosyal belediyeciliğin derinleştirilmesi ve iktidarın baskı politikalarına karşı halkla daha fazla dayanışma gösterilmesi olarak öne çıkıyor. CHP, yerelde kazandığı bu ivmeyi, genel iktidara taşıma yolunda yeni adımlar atarken, bu sürecin en kritik belirleyicisi ise belediyelerin dayanıklılığı ve ürettiği yeni çözümler olacak.