HİLAL KÖSE
İstanbul Barosu Başkanı, Anayasa hukukçusu, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de son iki haftada yaşananların “kişi, parti ve devlet birleşmesinin” son örneği olduğuna dikkat çekiyor. Son on yılda, bu tehlikeli süreç durdurulamadı ne yazık ki… Kaboğlu, “kıdemli bir hukukçu” olarak her dönemde uyarılarını yaptı; hocalık görevi sırasında da hiç susmadı. Elbette aydın sorumluluğunu yerine getirdiği için pek çok kez yargılandı, barış akademisyenlerinden biri olarak Marmara Üniversitesi’nden atıldı, pasaportuna bile el konuldu. O dönemler geldi geçti ancak Kaboğlu’nun hukuk mücadelesi hiç bitmedi. Şimdi de baro başkanlığı görevinden alındı, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte “terör örgütü propagandası” yapmak ve dezenformasyon diye bilinen “halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçundan yargılanacaklar. Kaboğlu ile hem baro davasını, hem de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma sürecini konuştuk.
– Mahkemede çok uğraştığınızı tahmin ediyorum özellikle de bir hoca olarak ama karşı taraf kapı duvar… Nasıl bir ortam vardı duruşmada öncelikle onu sormak istiyorum.
Ben hiçbir zaman ‘tam’lı cümle kullanmam; ‘tam demokrasi’ demem veya ‘tam bağımsızlık’ demem, ‘asgarisine razıyım’ derim. Mahkeme sürecinde, adil yargılanma hakkının minimum gereklerini görememek tabii ki benim gibi kıdemli bir hukukçu için ülke adına son derece üzücü. Eskiden kes yapıştır diyorduk, şimdi kopyala kaydır var. Polis yazmış savcılığa göndermiş, savcılık polisi aynen kopyalamış, hakim, savcılık metnini aynen kopyalamış. Meclis’te olduğum dönemde yeniden düzenlenen terörle mücadele kanunu ile yargılanıyoruz, bir de dezenformasyon (yanıltıcı bilgi).
Özel İçerik
Bu içerik sadece gazeteye abone olan okuyucular içindir.Yazının devamını okumak için gazetemize abone olmak ister misiniz?